Dünyadan BiHaber

Dünyaya temasınız

Selim Ali Selâm

Selim Ali Selâm kimdir?

Yazan: Mansur Bakır

Edit: Gökhan Altıok

Selim Ali Selâm
Fotoğraf: Memorables

27 Temmuz 1868’de dünyaya gelen ve ileride, Beyrut Şehremini (Belediye Başkanı) ünvanıyla anılacak olan Selim Ali Selâm, Beyrut’un önde gelen tüccarı Ali Abdülcelil Selâm’ın oğluydu. Uzun yıllar ticaretle uğraşan aile, siyasetten uzak durmayı yeğlemiş fakat bir süre sonra Beyrut ve Lübnan siyasetinin odak noktalarından biri olmaktan imtina edememişti.

1885’te babasının vefatı üzerine ailenin başına geçen Selim, ticari zekasından ötürü kendinden yaşlı tüccarlar arasında dâhi saygı gören biri haline gelmişti. 1890’da Ziraat Bankası başkanlığına ardından da 1895’de Ticaret Odası üyesi ve başkan yardımcılığına seçilen Selim, herkesin dikkatini üstüne çekmeye başlamıştı. Ticaretteki bu başarısı yerel siyasete de yansıyan Selim çeşitli politik meclislerde ve kurullarda da sivrilmeye başladı. Nitekim bu yıllar Osmanlı Devleti açısından da sancılı süreçleri içeriyordu. Zira 1860’larda başlayan Lübnan sorunu ara ara alevleniyordu. 1882’de Mısır’ın İngilizler tarafından işgal edilmesi ve 1897 tarihli Siyonist kongresiyle Filistin’in Yahudi Vatanı ilan edilmesi hem toplumsal hem de uluslararası bağlamda Osmanlı yöneticilerini güç bir sürecin kucağına itmişti. İşte bu zorlu zamanlarda Selim Ali Selâm ve kendisi gibi düşünen arkadaşları Osmanlı Devleti’nin, başta Arap vilayetlerinde olmak üzere, çeşitli reformlar yapmasını bir çözüm olarak sürekli dile getirmeye başlamışlardı. Bu reform çağrılarının toplumsal yansıması maksadıyla Vali Halil Paşa’nın da onayıyla kurulan “Cem’iyyetü’l-Makâsıdi’l-Hayriyyeti’il-İslamiyye” isimli cemiyetin 1908’de üyesi olan Selâm, bir sene sonra ise cemiyetin başkanı olmuştur. Kurulan bu cemiyet çeşitli okullar açmayı ve bölge halkına modern eğitim vermeyi kendine amaç edinmişti. Bunun için de başta Amerikan Üniversitesi mezunu Julia Tu’me gibi pek çok aydın bu okullarda görevlendirilmişti. Yine 1908 yılında Beyrut Belediye Başkanı seçilen Selim Ali Selâm evvela kötü durumda olan belediye işlerini düzene sokmaya başlamış ve kente modern bir görünüm kazandırmak için yoğun bir çalışma temposuna girmişti. Tüm bu görevleri üstlenen ve başarı sağlayan Selâm kısa süre içinde hem yerli aydınların hem de yabancı temsilcilerin görüştüğü bir kişi haline gelmişti.

Fakat bu yükselme sonrasında kendisi hakkında çesitli iddialar da gündeme gelmiş ve başta Osmanlı yöneticileri olmak üzere Suriye üzerinde planları bulunan diğer yönetimler tarafından da şüpheyle izlenmeye başlanmıştı. Örneğin; 1912 yılında Mısır’da Hidiv Abbas İsmail ile görüşen Selam’ın, Fransız diplomatik kaynaklarında, Suriye’nin Mısır’a katılmasını sağlama amacı güttüğü iddia edilmiştir. 12 Kasım 1912’de Fransa’nın Beyrut maslahatgüzarı Coulondre, Fransız dışişleri bakanına gönderdiği mektupta Suriyeli Hristiyanların Fransa’ya sevgi beslediğini fakat Osmanlı’dan rahatsız olan Müslüman ahalinin ise Hristiyan bir yönetimi benimsemeyeceğini, bundan dolayı da Mısır’a yöneleceklerini haber vermiş; Selim Ali Selâm’ın da bu amaçla İngilizler ve Mısırlılar ile irtibat hâlinde olduğunu bildirmiştir.

Selâm ise aynı Mısır seyahati ile ilgili anılarında, Hidiv’den Osmanlı subaylarının Trablusgarb’a geçişinde kolaylık sağlamasını rica ettiğini yazmıştır. Fakat daha sonra Balkan Harbi’nde yaşanan olaylardan ötürü artık Beyrut’un da kendi kaderini çizmesi gerektiğini de söylemekten geri kalmamıştır.

Bu süre zarfında Selâm arkadaşları ile Islah Hareketi’ni kurmuş ve 22 Aralık 1912 tarihinde el- İttihadü’l-Usmani gazetesinde yazdığı makaleyle reform çalışmalarının artık başlaması gerektiğini, aksi takdirde diğer vilayetlerde de sorunlar çıkacağını açıkça dile getirmiştir.

Bir sene sonra kurulan Cemiyet-i Islahiye

  • Arap vilayetlerinin özerkliği
  • Vilayet yönetimlerinin Arap vatandaşlara bırakılması
  • Arapça’nın da resmi dil olması ve Meclis-i Mebusan’da kabul edilmesi
  • Teknik konularda yabancı danışmanların görevlendirilmesi

gibi maddeleri içinde bulunduran bir layihayı ilan etmiş ve el-Yakaza (Le Reveil) adlı bültenini de yayınlamaya başlamıştır. Yayınlanan bu ıslahat programına Akka, Nablus, Bağdat ve Şam gibi Arap kentlerinden çok yoğun destek verilmiş ve İngiliz konsolos vekilinin iddiasına göre Yafa mebusu Hafız es-Said sadrazamlık ve dahiliye vekaletine bu programın uygulanması için telgraflar göndermiştir. Fakat Vali Hâzim Bey (Ebubekir Hâzim Tepeyran) aldığı emir sonucu cemiyetin dağıtılmasına karar vermiş ve bazı üyelerini tutuklatmıştır.


Selim Ali Selâm, 1912

Kaynak: Beyrut Şehremininin Anıları (1908-1918), Klasik Yayınları

Lakin Islah hareketi ismini duyurmuş ve özellikle Paris’teki genç Araplarla iletişim halinde olmaya devam etmiştir. Cemiyetin kapatılmasıyla Arap bölgelerinden seçilecek farklı dinden üyelerin katılımıyla bir Arap Kongresi düzenlenmesi konusu gündeme gelmiş; nitekim kısa süre içinden temsilcilerin de belirlenmesiyle 18 Haziran 1913’te Paris St.German’deki Coğrafya Cemiyeti’nin büyük salonunda Birinci Arap Kongresi gerçekleştirilmiştir. Kongrede Selim Ali Selâm, Ahmed Muhtar Beyhüm, Halil Zeyniyye ve Dr. Eyyüb Sabit gibi Beyrut bölgesinin önemli temsilcileri hazır bulunmuştur.

1913 Paris Arap Kongresi
Fotoğraf: Kalimah Press

Kongrede yer alan Müslüman üyeler, aslında Osmanlı Devleti’nden ayrılma gibi bir amaç edinmemişler ve reformların yapılması halinde Osmanlı’ya sadık kalacaklarını her fırsatta ifade etmişler; aksi bir durumda ise Lübnan sınırlarının korunması ve bölgede yeni bir hükümetin kurulmasını desteklemişlerdir. Fakat Hristiyan üyelerin bir çoğunun Suriye’nin Fransa tarafından ilhakına olumlu baktığını ve zaten bu amaç farklılığının da Müslüman ve Hristiyan temsilciler arasında gizli bir gerginlik yarattığı âşikardı. Nitekim Şark Meseleleri Müdürü Mösyö Margaret ile yapılan görüşme esnasında Beyhüm Paris’i tercih etme sebeplerini sayarken Fransa’daki hürriyet ortamını ve iki ülke arasındaki yakın ilişkileri sıralamış, ayrıca Suriye’de bir Fransız yönetimi istemediklerini, zira bağlı oldukları devletten memnun olduklarını da açıkça söylemiştir. Bu sözlerin ardından ise Müslüman ve Hristiyan temsilciler arasındaki anlaşmazlık gün yüzüne çıkmıştır. Daha sonra yayınlanan Osmanlı belgelerinde Fransa’nın temsilciliklerine şu notu gönderdiği bilinmektedir:

“Arap Islah Hareketi aleyhimize dönmüş durumdadır. Gizliden gizliye hareketi sona erdirmek zorundasınız!!!”

Yine tarihçi Yusuf Yazbek’in ifade ettiğine göre Fransız belgelerinde Selim Ali Selâm hakkında şu ibare geçmektedir:

Mefiez-vous de lui“, yani “Ona karşı dikkatli olun ve güvenmeyin.”

Paris Kongresi sona erdikten sonra Osmanlı Hükümeti kongreye katılan bazı temsilcilerle görüşmek istediğini bildirmiş; Selim Ali Selâm, Muhtar Beyhüm ve Şeyh Ahmed Tabbâre bu görüşme için İstanbul’a gitmişlerdir. Burada el-Müntedâ el-Edebî’yi (Edebiyat Kulübü) ziyaret eden heyet çesitli Arap cemiyetleriyle bir araya gelmiştir. Heyet sırasıyla Talat Paşa ile görüşmüş ardından Sultan V. Mehmed Reşad’ın huzuruna çıkmış; ziyaretlerin sonucunda Sultan yayınladığı irade-i seniyye ile Paris Arap Kongresi’nin maddelerini onaylamıştır.

Yaptığı hizmetlerden ötürü Beyrut Valisi Bekir Sami (Kunduh) Bey kendisini mebus yapmak istemiş fakat ittihatçılarla arası kötü olan Selâm bu teklifi reddetmişti. Fakat en sonunda ikna olmuş ve 9 Nisan 1914’te yapılan seçimlerde Selâm Beyrut mebusu seçilmişti.

Selim Ali Selâm’ın 1915’te Meclis-i Mebusan’da Beyrut mebusu olduğunu gösteren tezkere.

Kaynak: Beyrut Şehremininin Anıları (1908-1918), Klasik Yayınları

İstanbul’a gitmesinin ardından Arap mebuslardan müteşekkil bir grup kurmak için çalışmalara başlamış fakat muvaffak olamamıştır. Yine de amacından vazgeçmeyen Selâm belli başlı Arap mebuslarla birlikte hareket etmeyi seçmiş ve enerjisini özellikle Arap vilayetlerindeki eksiklikleri gidermek için harcamıştır. 1. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla Selâm bir savaş karşıtı olarak Osmanlı Devleti’nin harbe iştirak etmekten uzak durması gerektiğini daima dile getirmiştir. Savaş esnasında isyan etmesi halinde İngilizler tarafında kendisine silah ve para desteği yapılacağı teklifini reddetmiş, diğer taraftan ıslahatçı olması sebebiyle Cemal Paşa tarafından sıkı bir takibata alınmıştır. Savaşın başlamasıyla Osmanlı Ordusu tarafından İngiliz ve Fransız elçiliklerindeki bir takım belgelere el konulmuş ve bu belgelerde daha önce Cemiyet-i Islahiyye ile Paris Arap Kongresi üyesi olan bazı Hrıstiyan aydınların Fransa’yı Suriye topraklarına davet ettiklerini kimi Müslüman aydınların ise İngiltere ile iş birligi halinde oldukları saptanmıştı. Bunun üzerine Cemal Paşa’nın emriyle kurulan Aleyh Divan-ı Harbi çeşitli idam ve yakalama kararları vermişti. 1915 yılında Selâm hakkında verilen tutuklama emri de mahkeme heyetine verdiği ifade ve Cemal Paşa’yla yaptığı görüşmeden sonra askıya alınmıştı. Özellikle 1916 yılında Lübnan ve Suriye ailelerinden bir kısmının Anadolu topraklarına sürgün edilmesine yönelik bir girişim başlatılmış ve burda da Selâm başta olmak üzere bazı Arap mebuslar tarafından hem Cemal Paşa hem de Talat Paşa Hükümeti ile görüşmeler yapılmış; hükümetin Cemal Paşa’yı Suriye’den geri çekmesiyle de sürgünlerin tedrici olarak kaldırılması konusunda çeşitli başarılar sağlanmıştı.

Savaş öncesinde ıslahat ve Osmanlı yanlısı olan Selâm savaş sırasında -Emir Faysal’la görüşmesinden sonra- Arap İsyanı’na katılmaya karar vermişti. Nitekim 1918 yılında Emir Faysal’ın ordusu Şam’a girmiş ve Osmanlı bölgeden tamamen çekilme kararı almıştı. Çekilmeden sonra başta Şam ve Beyrut olmak üzere çeşitli vilayetlerde Arap hükümetleri kurulmuştu. Beyrut hükümetinin kurulması esnasında Selâm ve yanındaki birkaç önder Beyrut Valisi İsmail Hakkı Bey’in Beyrut’tan ayrılmasını sağlamak için görüşmelerde bulunmuşlar, uzun süren tartışmalardan sonra vali kenti terk etmek zorunda kalmıştı. Yine vilayetin çeşitli yerlerinde yer alan Türk birliklerinin bölgeden çıkartılması ve teslim olması süreçlerinde de Selâm ve taraftarları görev almışlardı

Fakat kurulan bu Arap hükümetleri uzun süreli olmayacaktı. Kısa süre sonra İngiliz ve Fransız birlikleri Beyrut’u kuşatma altına almışlar ve hükümet yöneticileriyle de görüşmelere başlamışlardı ki 11 Ekim 1918’de İtilaf devletleri askerleri kente girmişlerdi. Fakat bu defa Fransızlar’a karşı bir direniş hareketi başlamıştı ve bunun liderlerinden biri de Selâm’dı. Nitekim Selâm 1919 yılının başlarında tutuklanıp hapse atılmış, bu esnada Fransız kışkırtmaları sonucunda da çiftlikleri yağmalanmıştır.

Selim Ali Selâm ve çocukları Saib, Anbere, Reşâ Selâm, 1925’te Londra’daki Ritchmond parkında Kral Faysal ile beraber.
Kaynak: Beyrut Şehremininin Anıları (1908-1918), Klasik Yayınları

30 Nisan’da Emir Faysal’ın yoğun çabaları sonrasında serbest kalan Selâm 1919-1920 yılları arasında yapılan Suriye Genel Kongresi’ne katılmak için Şam’a gitmiş, fakat Şam hükümetinin de yıkılmasıyla Selâm Beyrut’a dönmüş ve hayatına orada devam etme kararı almıştır. Filistin topraklarında şahsına ait bulunan Hulle Arazileri sebebiyle Yahudiler ve İngilizler ile karşı karşıya gelen Selâm mal varlığının büyük bir kısmını bu arazilerin yeniden tarafına iadesi için harcamıştır.

Selim Ali Selâm, 1933’de Kral Faysal’ı metheden bir konuşma yapıyor.
Fotoğraf: Wikimedia Commons

Beyrut’ta bulunduğu süre zarfında Fransız işgaline karşı ve Suriye-Lübnan birliğini sağlamak adına 1936 Sahil Kongresi’ne liderlik etmiş ve Fransızlar tarafından sürekli takibata maruz bırakılmıştır.


Selim Ali Selâm, 1936 yılının Mart ayında Sahil Konferansı’nda konuşma yapıyor.
Fotoğraf: Wikimedia Commons

26 Haziran 1938’de hayatını kaybeden Selim Ali Selâm Osmanlı taraftarı bir reformist olarak başladığı hayatını Suriye birliğini sağlamaya çalışan bir milliyetçi olarak bitirmiş, hem Lübnan hem de Arap aydınlarının tanıdığı önemli bir sembol olarak tarihte yerini almıştır.


Selim Ali Selâm ve dokuz oğlu, 1936
Fotoğraf: Wikimedia Commons