Dünyadan BiHaber

Dünyaya temasınız

Hüseyin Avni Paşa

Hüseyin Avni Paşa kimdir?

Yazan: Abdulkadir Kürsep

Edit: Dünyadan BiHaber

Hüseyin Avni Paşa
Görsel: Gzt.com

Birinci Bölüm

HÜSEYİN AVNİ PAŞA’NIN HAYATI

Isparta vilayetinin Şarki Karaağaç kazasına bağlı Gelendos köyünde 1820 yılında doğmuştur. Babası Ahmet Efendi fakir bir köylüdür. Çocukluğunun bir kısmını nahiyesinde ve Eğirdir’de geçirmiştir. Babası o zamanın ileri gelen ailelerinden olan Hacı Memiş Ağaların yanında hizmet ettiğinden, oğlunu kasabanın okuluna göndermiştir. 1836 yılında İstanbul’a gelen Hüseyin Avni, bu şehirde Çorlulu Ali Paşa Medresesi’nde müderris olan dayısının yanına giderek bir yıl medresede okumuş daha sonra Harbiye Mektebi’ne girmiş ve 1848’de Kurmay Yüzbaşı olarak mezun olmuştur. 1850’de Harbiye Mektebi Tabii’ye Öğretmenliğine atanmış, 1852’de binbaşılığa, 1853’te de yarbaylığa yükselmiş daha sonra Şumnu Harbi’ne ve oradan Kırım Savaşı’na gönderilmiştir. Kırım Savaşı’nın çıkışına dek Sofya yöresindeki Balkan geçitleri istihkamlarına nezaret ettikten sonra Vidin Fırkası’nda görevlendirilmiş, Kırım Savaşı boyunca gösterdiği üstün başarılarla adını duyurmuş ve 1855’te Paşalığa yükseltilmiştir. Serdar-ı Ekrem Ömer Lütfi Paşa’nın Kurmay Başkanı olarak Kafkasya üzerine düzenlenen seferde görev almıştır. 1857’de Harbiye Mektebi Komutanlığına getirilmiş, 1862’de Karadağlıların tekrar isyanı üzerine Vasovik Fırkası Komutanlığına tayin edilerek Korgeneralliğe terfi etmiştir. Tanzimat Dönemi’nin güçlü adamlarından Fuat Paşa’nın desteğiyle 1863’te Askeri Şura Reisi olmuş, 1866’ya kadar da vekaleten Seraskerlik yapmıştır. Harp Okulu’na girmesinden itibaren yükselişini sürdüren Hüseyin Avni Paşa, ilk defa 1886’da görevinden resmen alınmış ve bir yıl kadar açıkta bekledikten sonra 1867’de Girit’te ortaya çıkan ayaklanma üzerine, Sadrazam Âli Paşa ıslahat maksadıyla oraya gittiği zaman, Fuat Paşa’nın tavsiyesiyle Girit Valiliğine tayin edilmiş ve Paşa’nın Girit’te ayaklanmayı bastırıp üstün başarılar elde etmesi Hüseyin Avni Paşa’yı Ali Paşa’nın gözüne sokmuştur. Bu bakımdan Âli Paşa ölünceye kadar Hüseyin Avni Paşa’yı gözetmiş, seraskerlik makamını korumasını sağlamıştır ve bu görevi başarıyla tamamlaması üzerine kendisine Mareşal rütbesi verilmiştir. Hüseyin Avni Paşa, Şubat 1869’dan Eylül 1871’e dek -Ali Paşa’nın Sadrazamlığı süresince- Seraskerlik yapmıştır. Mahmut Nedim Paşa Sadrazam olunca, 9 Eylül 1871’de azledilerek memleketi olan Isparta’ya sürülmüş ve İstanbul’daki yalısına hazinece el konulmuştur. Mahmut Nedim Paşa komisyonlar oluşturarak Avni Paşa’nın zamanına ait yapılan işlerin tetkikini emretmiştir. Hüseyin Avni Paşa’nın o zamana kadar görevini başarıyla ve eksiksiz olarak yaptığı halde bu surette hakarete hedef olması üzerine bu tutumdan çok rahatsız olduğu; “Bir daha mevki-i iktidara gelirsem suistimal nasıl olurmuş gösteririm.” dediği ve hakikaten daha sonra bu sözünü yerine getirmiş olduğu rivayet edilir. Hüseyin Avni Paşa 11 ay kadar sürgünde kaldıktan sonra affedilerek İstanbul’a dönmüş ve el konulan yalısı kendisine geri verilmiştir. Hüseyin Avni Paşa’nın amansız düşmanı olan Sadrazam Mahmut Nedim Paşa istemeyerek Paşa’nın affını yazmış ve yalısı geri verildiğinde de; “Bu adam yine hululün çaresini buldu.” demiştir. İstanbul’a gelişinden kısa bir süre sonra Aydın Valiliğine atanmıştır. Ocak 1873’te Sadrazam Mütercim Mehmet Rüştü Paşa tarafından Bahriye Nazırı yapılmış, 15 Şubat 1873’te Ahmet Esat Paşa’nın Sadrazam olması hasebiyle yeniden Seraskerliğe getirilmiştir. Serasker Esat Paşa’nın Sadrazamlığa atanması üzerine, 16 Şubat 1873’te ikinci defa onun yerine Seraskerliğe getirilen Hüseyin Avni Paşa; Esat Paşa’nın azli ve bu sıralarda Rusya Devleti’nin Balkanlardaki tahrik ve teşvikleri yüzünden durmadan çıkan isyanlar ve ihtilaller üzerine çok kuvvetli bir kabinenin mevcut bulunmasına istinaden, 14 şubat 1874’te Sadrazam olarak iki görevi bir arada ifa etmiştir. Hüseyin Avni Paşa’nın Seraskerlik ile Sadrazamlık görevlerini birlikte yürütmesi, başta Mahmut Nedim Paşa olmak üzere hasımlarının kendisine olan kinlerini arttırmış, bu vesile ile hasımları Avni Paşayı yerinden etmek için faaliyete geçmiş ve Paşa’nın kızının düğününde yaptığı fütursuz harcamaların çokluğunu bahane ederek Paşa’yı rüşvet almakla suçlamışlardır. Hüseyin Avni Paşa, 11. Bahriye Nazırı Esat Paşa’nın da kışkırtmasıyla her iki görevinden de uzaklaştırılarak yeniden Aydın Valiliğine gönderilmiştir. Paşa, Ağustos 1875’te üçüncü kez Seraskerliğe atanmıştır. Rakibi Mahmut Nedim Paşa’nın Sadrazam olması ile 2 Eylül 1875’te görevinden alınmıştır. Hüseyin Avni Paşa, medrese öğrencilerinin Sadrazam Mahmud Nedim Paşa ile Şeyhülislam Hasan Efendi aleyhinde 9 Mayıs 1876 tarihinde ayaklanmaları üzerine 12 Mayıs 1876’da Bursa’dan çağrılarak dördüncü defa Serasker olarak tayin edilmiştir.

İkinci Bölüm

Sultan Abdülaziz’in Tahttan İndirilmesinde Hüseyin Avni Paşa’nın Rolü

Sultan Abdülaziz
Görsel: Wikipedia

Abdülaziz her nedense Hüseyin Avni Paşa’dan hoşlanmamış, öncelikle kendisini Girit sonra Yanya Fırka-i Askeri Kumandanlığına tayin ederek, merkezden uzaklaştırmıştır. Mir’atı Hakikat sahibi Mahmut Celâlettin Paşa ile Mir’atı Şuunat sahibi Memduh Paşa, Hüseyin Avni Paşa’nın Serasker Kaymakamlığında bulunduğu sırada Surre alayında Harem-i Hümayun arabasına bakması sebebiyle kadın efendinin Abdülaziz Han’a şikayet etmesi üzerine Seraskerlik makamından azledilmiş olduğunu yazarlar. Sultan Abdülaziz hükümet ve milletin ileri gelenlerinin sarayda taklitlerini yaptırmak suretiyle eğleniyor ve çirkin eğlenceler karşılığında meddahlara avuç dolu altınlar veriyormuş. Yine gecelerden birinde Hüseyin Avni Paşa’nın taklidi yapılmış ve bu taklit de (Eşek Ahmet oğlu Dombay Hüseyin de hoy koy diye meddahın tutturduğu tempo) Sultan Abdülaziz’i çok güldürmüş ve meddaha defalarca bu tempoyu tekrarlatmış. Bu oyunun ertesi sabahında Avni Paşa, sevdiği söylenen saraydaki kadın tarafından bu konudan haberdar edilmiş ve çevresinde güvendiği birkaç kişiye de bu durumdan bahsetmiştir. Hüseyin Avni Paşa’nın sadaretten alınmasına gelince; bunun başlıca iki sebepten ileri geldiği söylenir: Birincisi, o zaman Baş Mabeyinci bulunan Hafız Mehmet Bey’in ifadesine göre Düyun-ı Umumiye faizlerinin senede on beş milyon liraya çıkması ve Paşa’nın Abdülaziz’i gaflete düşürerek kırk dört milyon liralık Konsolide (gayri muntazam borçların muntazam borçlar haline gelmesi için tahvil çıkarmak) çıkarmış olması ve bundan padişahın müteessir olarak üç gün sonra “Hüseyin Avni Paşa bu işi idare edemeyecek git mührümü al, getir.” diye Hafız Mehmet Bey’e emrederek, Sadarete Esat Paşa’yı tayin etmesidir. İkinci sebep ise; Başkâtip Atıf Bey’in dediğine göre, Hüseyin Avni Paşa’nın yolsuzluk yaptığı iddialarının Padişah’ın kulağına kadar gitmesi, kızının nikah töreninde yaptığı harcamaların halk arasında da dedikoduya sebep olması ve Mısır Kethüdası Abraham Paşa’nın, Padişah’ın huzuruna çıkarak Hidivin Hüseyin Avni Paşa’ya güvenmediğini haber vermesidir. Hüseyin Avni Paşa’nın Sadareti bir sene iki ay on üç gün sürmüştür. Hüseyin Avni Paşa Sadaretten ayrıldıktan sonra Aydın Valiliğine tayin edilmiş olsa da; hastalığının tedavisi bahanesi ile istifa etmiştir. Bu görev değişikliği, Paşa’nın Isparta’ya sürgün edilmesinden dolayı Saray’a karşı duyduğu nefreti daha da arttırmıştır. Bu arada, devletin yönetimi her geçen gün kötüye gitmekteydi. İşte Hüseyin Avni Paşa, gerek şahsî ve gerekse devlet idaresinin belirtilen durumu sebebiyle, Sultan Abdülaziz’i hal etmeye karar vermişti. Paşa, yapacağı darbenin dış hazırlıklarını yapmak üzere, 2 Haziran 1875 tarihinde Fransa’da tedavi görmek bahanesiyle Valilikten affını istemiştir. Burada Fransa ve İngiltere erkanıyla görüşen ve Abdülaziz’in hal’i hakkında gizlice görüşmelerde bulunduğu ve Rusya politikasını takip ettiği için bu fikrin oralarda desteklendiği aşikardır. 1876 darbesi öncesinde Fransa’nın özellikle Henry Eliot’un da belirttiği gibi İngiltere’nin hal ile ilgili desteği elde edilmiştir. İngiltere, bu desteğinde daha da ileriye giderek Abdülaziz’in hal’inde başarılı olamadıkları takdirde Beşike limanında hazır bulunan İngi-Üs filosuna sığınabileceklerine dair teminat dahi vermiştir. Paşa’nın Avrupa’da gördüğü hüsnü kabul İstanbul’da duyulunca geri dönmesi için kendisine sıkı emirler verilmiş ve İstanbul’a gelince Konya Valiliğine tayin edilmiştir, fakat Paşa ne yapıp edip Konya’ya gitmeyerek İstanbul’da kalmayı başarmıştır. Isparta’da dar günler geçirdiği, yoksulluk çektiği bilinen Hüseyin Avni Paşa’ya Avrupa dönüşü acıyan Sultan Abdülaziz Han, onu affederek İstanbul’a dönmesine izin vermiştir ancak sonrasındaki olaylar Seraskerinin onu affetmediğini ve ona kin tuttuğunu gösterecektir. Seraskeri Padişah’a düşman eden asıl sebep, bir aralık rütbe ve nişanı alınarak memleketi olan Isparta’ya sürülmüş olmasıdır. Kinci olduğu ileri sürülen Hüseyin Avni Paşa, bunu unutmamış ve eline geçen ilk fırsatta intikamını almıştır. İsraflar ve diğer şeyler hep bahanedir. (Martin-i Hanri) Tüfeklerinin satın alınması sırasında Hüseyin Avni Paşa, hazine zararı karşısında köpüren titiz bir kişi olmadığını âleme göstermiştir. Sultan Abdülaziz’i hâl’ etmek fikri, en önce Serasker Hüseyin Avni Paşa’ya gelmiştir. Mithat Paşa ile bu işe karışmış öteki devlet adamları, olaya âdeta sürüklenerek karışmışlardır. Sultan Abdülhamit Han hatıratında “Allah’tan ve tarihten saklanacak bir şey yoktur! Ne kadar saklansa ne kadar örtülüp gömülse bir gün bütün teferruatı ile ortaya çıkar. Benim gibi, otuz bu kadar yıl Osmanlı Devleti’ni idare etmiş bir Padişah, kendisi için zehir gibi acı bir hakikat da olsa, bildiklerim ortaya dökmelidir. Serasker Hüseyin Avni Paşa’nın İngilizlerden para aldığını bilirdim. Bir devlet adamı, başka bir devletten para alıyorsa; onun hizmetini de görüyor demektir. Demek ki rahmetli amcam Sultan Abdülaziz’in düşürülmesi ve biraderim Murat’ın tahta çıkarılması yalnız Hüseyin Avni Paşa’nın kinini değil, bir başka devletin de hırsını doyurdu.” demiştir.

Hüseyin Avni Paşa
Görsel: Wikipedia

Daha önce de belirtildiği üzere, Serasker Hüseyin Avni Paşa, Sultan Abdülâziz tarafından nişanları ve rütbeleri alınarak memleketi olan Isparta’ya sürgün edildiği zaman beş parasızdı, üstelik hastaydı. Sultan Abdülaziz’in iradesi evinde kendisine tebliğ edildiğinde, şaşkına dönmüş ve elinde avucunda bir şey olmadığını düşünerek, o güne kadar kendisine bir varlık sağlamadığı için çok pişman olmuştur. O günlerde; “Ah elime bir daha fırsat geçerse, ben yapacağımı bilirim.” dediğini işitenler çoktur. Yine Sultan Abdülhamit hatıratında; “Hüseyin Avni Paşa’nın meziyetleri olduğu gibi, elbette kusurları da vardı. Kendisine çokça güvenir, bildiklerini kimsenin bilmediğini sanırdı. İyi bir asker olduğunu kabul ederim, fakat ihtiyatsızlığı, boşboğazlığı, gururu ile kötü bir devlet adamı idi ama itiraf ederim sürgüne gönderildiği tarihe kadar namusluydu. Sürgünde çektiği yoksulluk ve acıların sebebini namusunda aramak gafletine düştü bütün talihsizliği budur.” diyerek Hüseyin Avni Paşa hakkındaki düşüncelerini olanca açıklığı ile ortaya koymuştur. Yine Abdülhamit Han hatıratında zikredildiği üzere Londra Sefiri Musurus Paşa’nın belirttiğine göre Hüseyin Avni Paşa, İngiltere’de bir elden yüklüce bir para almış ve Sefirimiz bu olayı pek geç öğrenebilmiştir. Bu haber saraya ulaştığında Hüseyin Avni Paşa ölmüştü. Yabancı bir devletten para almasının küçümsenecek bir iş olmadığı ve zaten Avrupa dönüşü gerek Saray’a gerekse yakın dostlarına getirdiği ağır hediyelerin, sürgünden yeni dönen ve yoksulluk çeken bir Paşa’nın varlığının çok üstünde olduğu ve bütün bunların Sultan Abdülaziz Han’ın gözünden nasıl kaçtığı hâlâ bilinememektedir. Fransa’nın 1 Eylül 1870 tarihinde Sedan’da Prusya’ya yenilmesiyle, devletler arası siyâsi rolü de zayıflamıştır. Bu yüzden Mahmut Nedim Paşa, ilk iş olarak öteden beri uygulanmakta olan Fransız yanlısı politikayı bırakarak, Rus taraftarı bir siyaset izlemeye başlamıştır. Amacı, devletin dış politikasını Rusya hükümetiyle dostluk temellerine oturtmaktır ve lüzum üzerine Rusya Büyükelçisi General Nikola İgnatiyef ile dost olmuş ve onun etkisi altına girmiştir. Serasker Hüseyin Avni Paşa ise, Rusların Osmanlı İmparatorluğu üzerindeki emellerini çok iyi bildiğinden, onların dostluklarına güvenmiyor ve Rus taraftarı bir politika izlemesine karşı çıkıyordu. Bu sebepten dolayı Serasker Hüseyin Avni Paşa, Rusya’nın Balkanlarda pan-slavizmi yayma çabasına karşı yukarıda bahsedilen isyanı bastırmak için Sırbistan’a asker sevk edilmesine ısrar etmiştir. Bu gelişme üzerine Rus Sefiri İgnatiyef’in de etkisiyle görevinden alınıp, Bursa Valiliği’ne atanarak İstanbul’dan uzaklaştırılmıştır. Hüseyin Avni Paşa dördüncü defa Seraskerliğe atandığı vakit teşekkür için Abdülaziz’in huzuruna çıktığında Sultan; “Halk sizi istediğinden memur ettim, bakalım ne yapacaksınız.” demiştir. Bu hakareti hazmedemeyen Hüseyin Avni Paşa, Abdülaziz’i hal’ etmeyi o zaman aklına koymuş, son defa Mahmut Nedim Paşa ile Rusya Sefiri İgnatiyef’in tesiri ile azledilince bu isteği daha da artmıştır.

Hal’in Gerçekleşmesi

Görsel: Onedio

Sultan Abdülaziz’in iktidar dizginlerini bırakmak istememesi kendisini yeni bakanlarla çatışmaya sürüklemiş, bu da Padişah’ın tahttan indirilme işini hızlandırmıştır. Sultan Abdülaziz saltanatının son bulması hususunda son derece kararlı olan yeni hükümetin Seraskeri Hüseyin Avni Paşa harekete geçmiştir. Artık beklediği an gelmiştir. Ortam hal’ için çok uygundur, zira bir önceki bölümde de açıklandığı üzere vaktiyle Fransa ve özellikle İngiltere’nin desteği ile yardımı kazanılmış ve darbede kullanılacak paralar finanse edilmiştir. Darbenin fikri ve psikolojik ortamı da Yeni Osmanlılar tarafından hazırlanmıştır. Mahmud Nedim Paşa’nın Sadârete gelmesi üzerine bu görevinde fazla kalamadı. Tekrar azledilerek Selânik Valiliğine gönderildi (1 Ekim 1875). Fakat kendi isteğiyle bu tayin Hudâvendigâr Valiliği ile değiştirildi ve Bursa’ya gönderildi. Adliye Nezâretinde bulunan Midhat Paşa da aralarındaki ittifak gereğince istifa ederek Mahmud Nedim ve Sakızlı Ahmed Esad paşalarla Şeyhülislâm Hasan Fehmi Efendi gibi saraya bağlı kimseleri hükümetten uzaklaştırmak için çalışmalara başladı. Medrese talebeleri kışkırtılıp İstanbul’da “Talebe-i Ulûm” hareketi başlatıldı (10 Mayıs 1876). Üç gün süren nümayişler sırasında Mahmud Nedim Paşa istifa ettirilerek Sadârete Mütercim Rüşdü Paşa getirildi. Hüseyin Avni Paşa dördüncü defa Seraskerliğe tayin edilirken Midhat Paşa da Meclis-i Vükelâ üyeliğine memur unvanıyla nezâretsiz nâzır, İmâm-ı Sultânî Hayrullah Efendi de Şeyhülislâm oldu. Böylece Sultan Abdülaziz düşmanlığında ittifak eden ve “erkân-ı erbaa, erkân-ı müttefika, erkân-ı hal‘” denilen bu dört kişi aynı hükümette görev almış bulunuyordu. 

Bunlar iş başına geldikten sonra Abdülaziz’in hal‘i konusundaki planlarını uygulamaya koyuldular. Bu konuda en faal rolü Serasker Hüseyin Avni Paşa oynadı. Kindarlığıyla ünlü olan Paşa, Abdülaziz’e karşı intikam hırsıyla doluydu ve Isparta’ya sürülmesinin intikamını alacak zamanı kolluyordu. İlk önce saraya bağlı kumandanları İstanbul’dan uzaklaştırdı. Kendisine yakın bulduğu kumandanlarla hazırladığı hal‘ planı konusunda hükümet üyelerini ikna etti. Paşalimanı’ndaki yalısında yapılan toplantıda hal‘ planının 31 Mayıs’ta uygulanmasına karar verildi (26 Mayıs 1876). Fakat beklenmedik bazı olaylar yüzünden uygulama 30 Mayıs’a alındı. Şehirde çıkan bir hareketi bastırmak ve Padişah’ı korumak bahanesiyle asker kışlasından çıkarılarak Dolmabahçe Sarayı karadan ve denizden kuşatıldı. Hüseyin Avni Paşa, Topkapı Sarayı’nda bulunan Veliaht Murad Efendi’yi bizzat arabasına alarak Serasker Kapısı’na getirdi. Burada beklemekte olan Sadrazam, Şeyhülislâm ve Midhat Paşa tarafından karşılanan yeni Padişah Dolmabahçe Sarayı’na götürülerek tahta çıkarıldı. Eski Padişah Abdülaziz önce Topkapı Sarayı’na, daha sonra da Fer‘iye Sarayı’na nakledildi (1 Haziran 1876). Fakat üç gün sonra odasında bilekleri kesilmiş olarak ölü bulundu.

Esir tutulduğu dönemde Sultan Abdülaziz(Ortada)
Fotoğraf: Kargopula

Ölüm haberini ilk duyan Hüseyin Avni Paşa oldu. Derhal Fer‘iye Sarayı’na giderek Abdülaziz’in naaşını Fer‘iye Karakolu’nun kahve ocağına naklettirdi. Bir ot yatağın üzerine yatırılan eski Padişah’ın naaşının doktorlar heyeti tarafından etraflıca muayene edilmesine izin vermedi. Serasker’in bu tutumu Abdülaziz’in ölümü üzerindeki şüpheleri arttırdı ve Abdülaziz’in kayınbiraderi olduğu söylenen Kolağası Çerkez Hasan Bey’in öç alma hırsını tahrik etti. Hüseyin Avni Paşa, Midhat Paşa’nın konağında yapılan bir toplantıda bulunduğu sırada buraya bir baskın düzenleyen Çerkez Hasan Bey tarafından öldürüldü (16 Haziran 1876), Süleymaniye Camii avlusundaki mezarına defnedildi.

Serasker Hüseyin Avni Paşa’nın Hizmetleri

Hüseyin Avni Paşa
Görsel: Sessiz Tarih

Hüseyin Avni Paşa, kendi çabası sonucu Sadrazamlığa kadar yükselebilmiş Anadolu kökenli ender kişilerdendir. Padişahın tahttan indirilmesinde Yeni Osmanlılar’la iş birliği yapmasına rağmen onlar gibi Meşrutiyet taraftarı değildi. Devletin kötü idaresinden Abdülaziz’in şahsını mesul tutuyor ve iyi niyet sahibi bir padişahın başa geçmesiyle işlerin düzeleceğine inanıyordu. Meclis-i Meb‘ûsan’ın faaliyete geçirilmesi halinde ise bundan Müslümanlardan ziyade Hristiyan tebaanın faydalanacağı, muhtariyet peşinde koşan Hristiyanların gayelerine eriştikleri takdirde de devletin parçalanmasının gecikmeyeceği kanaatindeydi. Bundan dolayı Meşrutiyet fikrinde Midhat Paşa ile ters düşmekteydi. En büyük hizmeti, seraskerlikleri sırasında otoriter ve disiplinli çalışmasıyla Osmanlı ordusunun ıslahı için çaba göstermesidir. O zamana kadar Fransız örneğinde düzenlenen orduyu 1870 harbinde Fransa’ya karşı üstünlüğünü ispat eden Prusya’nınkine benzer şekilde teşkilâtlandırmaya girişmiştir. Mevcut altı orduya Yemen Ordusu’nu da ilâve ederek ordu sayısını yediye çıkarmıştır. 

Osmanlı Devleti, 1870’li yıllarda silah teknolojisindeki gelişmeleri yakından takip etmiştir. Bâbıâli 1870 yılında, elinde mevcut bulunan Enfield ve Springfield marka tüfeklerden 50.000’ini Amerika’da üretilen yeni ve yüksek nitelikli tüfeklerle değiştirme yoluna gitmiştir. Böylece Osmanlı-Amerikan silah ticareti Hüseyin Avni Paşa’nın ilk Seraskerlik döneminde büyük bir yoğunluk kazanmıştır. Bu ilk girişimler daha sonra semeresini vermiş ve 1 Ağustos 1872’de Osmanlı Devleti ile Winchester Kumpanyası arasında imzalanan mukavele gereği 200.000 adet Martini-Henry tüfeği alınması kararlaştırılmıştır. 1873’te Providence Tool Kumpanyası’na 500.000 adet Martini-Henry tüfeği sipariş edilmiştir. Bu silâhların imalâtını denetlemek üzere üç kişilik bir heyet görevlendirilirken Amerika’dan da bir silâh uzmanı istenmiştir. Silâhlar, Hüseyin Avni Paşa’nın dördüncü Seraskerliği sırasında askerlere dağıtılmaya ve tâlim ettirilmeye başlanmıştır. 

Hüseyin Avni Paşa, subay ve erlerin savaş kabiliyetini pekiştirecek yeni tâlim usullerinin uygulanmasına ve sık sık manevralar yapılmasına ayrıca itina göstermiştir. Özellikle Osmanlı ordularında ilk önce topçu sınıfının önemini vurgulayan ve Krupp fabrikalarının son sistem toplarını getirterek topçu sınıfını ıslah etmeye çalışan yine kendisi olmuştur. Topçu subaylarının bilgili olmasına önem verilmesinin üzerinde de durarak istihkâm sınıfının ıslahına çalışmıştır. Bu arada piyade askerlerinin kıyafetleri yeniden düzenlenerek kısa ceket ve geniş pantolon yerine setre ve dar pantolon getirilip Avrupa askerine benzer bir kıyafet oluşturulmuştur. Hüseyin Avni Paşa, kısa süren Bahriye Nâzırlığı döneminde Osmanlı bahriyesine de önem vermiştir. Devletin deniz gücü bu dönemde Avrupa’nın sayılı deniz güçleri arasına girmiştir. 

Seraskerliği sırasında yaptığı önemli işlerden biri de Mekteb-i Tıbbiyye-i Askeriyye’de öğretim dilini Türkçeleştirmesidir. 1827’den beri Fransızca eğitim yapan Askerî Tıbbiye’de öğretimin Türkçe yapılması için kurulan Cem‘iyyet-i Tıbbiyye-i Osmâniyye’nin tıp terimlerini Türkçeleştirmek amacıyla hazırladığı Tıp Lugatı Serasker Hüseyin Avni Paşa’nın yardımlarıyla tamamlanmıştır. 1870’te Mekteb-i Tıbbiyye-i Askeriyye’de öğretim dilinin Türkçe olması, yine Hüseyin Avni Paşa’nın Seraskerliği döneminde Askerî Şûra’nın bir kararı ile gerçekleşmiştir. 

Hüseyin Avni Paşa’nın Öldürülmesi ( Çerkes Hasan Vak’ası)

Çerkes Hasan
Görsel: Wikipedia

Sultan Abdülaziz’in, hal’inden beş gün sonra 1876 Haziran (12 Cemaziyelevvel 1293) tarihinde vefat etmesi, bilhassa kendi yakınlarını pek etkilemiş ve bu olay Abdülaziz’in hal’inde birinci derecede sorumlu olan Serasker Hüseyin Avni Paşa hakkında Padişah’ın kayınbiraderi olduğu söylenen Kolağası Çerkes Hasan Bey’in öç alma hırsını tahrik etmişti. Hasan Bey ifadesinde bu intikam alma işini açıkça söylemektedir. Çerkes Hasan 24 Cemaziyelevvel 1293 tarihli istintak evrakında ki kayda göre kendisi Vak’a esnasında 26 yaşında olup bekardı ve ifadesine göre 1864’te (1281 H.) Çerkezistan’dan İstanbul’a gelmiş önce Bahriye Mektebine kaydolmuş, sonra Bahriye ve Beriye idadilerinin birleşmesi üzerine kara kısmı idadisine kaydedilip okumuş daha sonra Harbiye Mektebi’ne geçip oradan Mülazımlık ile çıkmıştır. Mülazım Çerkes Bey Yüzbaşılıkla Altıncı Orduya memur edilmiş, fakat himaye gördüğünden gitmemiş ve Dar-ı Şuray-ı Askeri Yağverliğine tayin edilmiştir. Hasan Bey daha sonra bazı hizmetlerde bulunmuş, Hassa Yaveri olmuş ve Sağ Kol Ağalığı ile Şehzade Yusuf İzzettin Efendi’nin Yaverliğine tayin edilmiştir. Hüseyin Avni Paşa, Hasan Bey’in Bağdat’a gitmemesinden dolayı peşini bırakmamış ve ikinci Seraskerliğinden itibaren bunu takip etmiştir. Hatta bir keresinde kendisini çağırarak gitmesinde ısrar etmiş, bundan hiddetlenen Çerkes Hasan Seraskerin üzerine yürümüş ise de mecliste hazır bulunan Abdülkerim Nadir Paşa bunu önlemiştir. Yine bir defasında Serasker’in yalısına giden Hasan Bey Bağdat’a gitmekten affını rica etse de o, (oğlum asker için her yer birdir gitmeli diye) hem nasihat etmiş hem de göndermekte ısrar etmiş ve bu halden müteessir olan Çerkes Hasan Serasker’i vurmaya niyetlense de arkadaşlarının nasihati ile bu fikrinden vazgeçmiştir. Abdülaziz’in hal’ini müteakip Şehzade’nin Yaverliğinden ayrılmış olan Hasan Bey, yine merkezi Bağdat’ta bulunan altıncı orduya gönderilmek istenmiş ve kati olarak ertesi günü gideceğine dair söz vermiş ve o gece meşhur vakayı meydana getirmişti. Mirliva Tayyar Paşa Hasan Bey ile görüşmüş ve Hasan Bey’in ifadesine göre Tayyar Paşa ona “Serasker Paşa ile Reis Paşa’ya veda et, ben de Serasker paşanın konağına gideceğim.” demiştir. Bunu fırsat bilen Hasan Bey iki adet altı patlar revolver ve bir adet çerkes kaması olduğu halde saat ikide Hüseyin Avni Paşa’nın konağına gitmek üzere Cibali’deki konaktan ayrılmıştır. Vaka gecesi yani 24 Cemaziyelevvel Perşenbe günü akşamı hey’et-i vükela Beyazıt’taki Mithat Paşa konağının üst kat salonunda toplanmışlardı. Vükelanın bu toplantısında Girit ve Karadağ meseleleri görüşülmekte idi. Çerkes Hasan Serasker’in yalısına geldiğinde oradaki ağalar, “Hasan Bey hayrola” diyerek gelişinin sebebini sormuşlar, cevaben “Yarın Bağdat’a gidiyorum.” dedikten sonra Ağalardan birine Serasker Paşa’yı sormuş, o da “Buradadır.” deyince; “Beni Tayyar Paşa gönderdi, Serasker paşayı göreceğim.” demiş ve Seraskerin ağalarından Raşid Ağa’ya Paşa’yı görmek istediğini söylemiştir. Çerkes Hasan bundan sonra sofaya çıkarak biraz dolaşmış, bir fırsat bularak konağın üst katına çıkmış bir elinde kama bir elinde revolver ile ilerleyerek Raşid Paşa’nın hizasına gelince; “Davranmayın, davranma Serasker.” diyerek Seraskerin üzerine iki kez ateş etmiş, göğsüne ve karnına isabet eden kurşunlarla Hüseyin Avni Paşa yere düşmüştür. Hasan tevkif edilip kışlaya götürüldükten sonra yarasına bakmak üzere kendisine cerrah gönderilmiş ise de; “Beni ya asacaklar ya da kurşuna dizeceklerdir, artık nafile yere yaralarıma baktırmak abestir.” diyerek cerrahı geri döndürmüştür. Çerkes Hasan, 1876 Haziran’da sabaha karşı idam edilmiştir. Halk arasındaki rivayete göre Hasan bey yaralarından fazla kan gelmesinden dolayı geceleyin ölmüştür. Hüseyin Avni Paşa’nın Sultan Abdülaziz’in hal’inde ve bazılarına göre bilahare katlinde birinci derecede sorumlu olması sebebiyle Çerkes Hasan tarafından öldürülmesi, onun lehinde bir hayli manzumeler söylenmesine vesile olmuştur. Daha sonraki tarihlerde ve Midhat Paşa’nın muhakemesi sırasında Hasan Bey, Abdülaziz’in intikamını alan ve efendisi için hayatını feda eden bir kahraman olarak anılmıştır. Çerkes Hasan, yargılaması sırasında verdiği ifadesinde; “Nefsim için bu işi yapmadım, millet için yaptım ve yapacaktım. Beni orduya gönderecek olmalarından dolayı bu maddeye cür’et etmedim. Ancak Sultan Abdülaziz ‘in vefatı ciheti ile Serasker’i telef etmeyi tasavvur ettim.” demesine rağmen, Hüseyin Avni Paşa’nın öldürülmesi ile ilgili olarak çeşitli fikirler ileriye sürülmüştür. Midhat Paşa’nın kabineye hakim olmak ve Kanun-i Esasi için onay almak yolunda kendisini engelleyecek tek güçlü kişiyi ortadan kaldırmak üzere bu olayı hazırladığına inananlar olduğu gibi, Çerkes Hasan’ın Sultan Abdülaziz’e yakınlığından dolayı  intikam almak duygusuyla bu cinayeti işlendiğine hükmedenler de vardır. Bu olay ister mürettep ve isterse bizzat Hasan’ın kendi hareketi olsun, Hüseyin Avni Paşa’nın ölümü İstanbul’da başta vükela olarak herkesi memnun etmiş gibidir. Hüseyin Avni Paşa öldüğü zaman 57 yaşında bulunuyordu. Hüseyin Avni Paşa’nın askerî müzedeki yağlı boya tablosuna nazaran şişmanca kısa boylu, geniş yüzlü, ak sakallı nüfuzu nazar sahibi, azimperver, heybetli bir zat olduğu anlaşılmaktadır.          

Hüseyin Avni Paşa’nın Süleymaniye Camii hazîresindeki mezarı – Fatih / İstanbul

KAYNAKÇA

ARAŞTIRMA VE İNCELEMELER

Abdurrahman, Şeref, “Sultan Abdülaziz’in Vefatı İntihar mı Katliammı”, TTEM, nu,83(1340), ss. 321-335.

Abdülhamit’in Hatıra Defteri, Haz., İsmet Bozdağ, İstanbul 1975.

Ahmet Rasim, Osmanlı Tarihi, Cilt 4, Istanbul 1330.

İbnülemin Mahmut Kemal İnal, Son Sadrazamlar, C. I, Üçüncü Baskı, İstanbul 1982, s. 4.

Ali İhsan Gencer, “Hüseyin Avni Paşa” DİA maddesi

Bu yazı, Abdulkadir Kürsep’e aittir. Yazıda belirtilenlerin sorumluluğu da yazara aittir. Yazı içeriğinin, Dünyadan BiHaber editör ve çevirmenlerinin görüşlerini yansıtması gerekmemektedir.