Dünyadan BiHaber

Dünyaya temasınız

CEMAL ABDÜNNASIR

Cemal Abdünnasır kimdir?

Yazan: Mansur Bakır


Cemal Abdünnasır
Fotoğraf: Swarthmore History Department

15 Ocak 1918 tarihinde İskenderiye kentinin ücra bir mahallesinde hayata gözlerini açan Cemal Abdünnasır yıllar sonra Arap milliyetçiliğinin en gözde figürlerinden biri olacaktı. İlköğrenimini babasının yanında tamamladı ve ardından da maddi sıkıntılar sebebiyle ortaöğrenimi için amcasının yanına, Kahire’ye, gönderildi. Ortaöğrenimi burada tamamlayan Nasır, Kahire’de hukuk eğitimine başladı. Fakat 2 yıl sonra bu bölümü terk ederek Kraliyet Askeri Akademisi’ne katıldı.

Cemal Abdünnasır Kraliyet Akademisi yılları
Fotoğraf: Roayah News

Özellikle askeri eğitim yıllarında hem ülkedeki İngiliz varlığı hem de kraliyet ailesinin bu varlığa olumlu bakması birçok asker ve öğrenci gibi Nasır’ı da milliyetçi fikirlere yönlendirdi. Fakat bu milliyetçi bakış açısının Arap milliyetçiliğinden çok Mısır milliyetçiliğini kapsadığı özellikle belirtilmesi gereken bir konudur. Yönetime karşı hem askeri hem de toplumsal anlamda tepkilerin olduğu bu zaman diliminde 1948 yılında İsrail’in kurulması ve yeni kurulan bu devletin 1948 Arap-İsrail Savaşı’nda galip gelmesi artan hoşnutsuzlukları zirveye çıkardı. Nitekim aralarında Muhammed Necib, Cemal Abdünnasır ve Enver Sedat’ın da bulunduğu Hür Subaylar Hareketi 23 Temmuz 1952 tarihinde bir askeri darbe yaparak Kral Faruk’u görevinden uzaklaştırdı ve cumhuriyeti ilan etti.



Cemal Abdünnasır, 1952
Fotoğraf: FILE PHOTO

General Muhammed Necib ise Mısır’ın ilk cumhurbaşkanı seçildi. Fakat artan popülaritesinden ve yaşanan görüş ayrılıklarından dolayı 1954 yılında görevinden uzaklaştırıldı. Yerine geçen Cemal Abdünnasır ise kısa sürede hem Mısır’da hem de tüm dünyada adı sıkça duyulan bir karakter haline geldi.



Cemal Abdünnasır (Solda) ve Muhammed Necib (Sağda)
Fotoğraf: CodeCarvings Piczard

İktidarı ele geçiren Nasır öncelikle kendisine karşı girişilen suikastı sebep göstererek Müslüman Kardeşler hareketine karşı bir saldırıya başladı. Teşkilata karşı yapılan bu sindirme politikası liderleri olan Seyyid Kutub’un idamına varacak şekilde genişletildi ve örgüt yer altına çekilmek zorunda kaldı. Ülke içinde kendini güçlendiren Nasır, Hür Subaylar Darbesi’nden önce benimsediği Mısır milliyetçisi söylemini genişletti ve emperyalizme karşı Arap milliyetçiliği fikrini ortaya attı. Daha sonra Nasırizm veya Pan-Arabizm olarak da adlandırılan bu yeni söylem hem sosyalizm hem de milliyetçiliği barındırıyor ve emperyalist devletlerin yanı sıra bölgedeki işbirlikçilerini de hedef alıyordu. Aslında Nasır’ın işbirlikçiler diye adlandırdığı yönetimler özellikle Körfez ülkeleri, Ürdün ve Irak hükümetleriydi. Nasır tarafından ülke içinde yayın yapan Kahire Radyosu ile bütün dünyaya seslenen Arapların Sesi Radyosu bu fikirleri yaymak için son derece etkin şekilde kullanılmaktaydı.

Cumhurbaşkanı Cemal Abdünnasır, Mansure’de kalabalığı selamlarken, Mısır.
Fotoğraf:Daily Telegraph

1955 yılında Irak dâhil olduğu, SSCB’ye karşı kurulan, Bağdat Paktı sebebiyle Nasır’ın hedefindeki ülkeydi. Özellikle başbakan Nuri El-Said 1. Dünya Savaşı’nda Osmanlı’ya karşı Kral Hüseyin’in ordusunda yer almış olsa da Arapların Sesi radyosu ve bizzat Nasır tarafından “Türk Ajanı” olmakla suçlanıyordu. Ayrıca Irak’ın zengin kaynaklarını İngiltere’ye peşkeş çektiği ve Arap birliğini engellemeye çalıştığı iddiaları da sürekli gündeme getirilmekteydi. Bu saldırılara cevap vermekte zorlanan Irak yönetimi ise hem vatandaşları tarafından hem de diğer Arap halkları nezdinde hedef tahtası olmaktaydı. Nitekim bu medya saldırısından çekinen diğer Arap devletleri pakt üyelerinin bütün çabalarına rağmen Bağdat Paktı’na dâhil olmaktan uzak durmaktaydılar.

1955 yılından toplanan Bandung Konferansı’yla aralarında Yugoslavya, Hindistan ve Endonezya’nın da bulunduğu Bağlantısızlar Hareketi içinde yer alan Mısır aslında Sovyet yanlısı bir siyaset izlemekte de bir beis görmemekteydi. Zira Mısır hem yaşadığı İngiliz işgali hem de İsrail’e verilen desteklerden ötürü batılı ülkelere güvenmemekteydi. İşte bu aşamada silah alımı için kendisine tedarikçi arayan Nasır, Çin vasıtasıyla SSCB ile ilişkiler kurdu ve Çekoslovakya’nın perdelediği bir silah anlaşmasına imza attı. Yapılan bu anlaşma batılı ülkeler tarafından her ne kadar tepkiyle karşılansa da Arap milliyetçileri tarafından “batıya vurulan şamar” olarak görüldü ve Süveyş Krizi’ne de işte bu havayla gidildi.



Sovyetler Birliği lideri Nikita Khrushchev (Solda) ile
Cumhurbaşkanı Cemal Abdünnasır (Sağda) yan yana
Fotoğraf: HH

Mısır’ın Nil nehri üzerine kurmayı planladığı Aswan Barajı için daha önce ABD ve Dünya Bankası tarafından teklif edilen kredilerin iptal edilmesi Mısır’ın nakit paraya olan ihtiyacını arttırmıştı. İşte bu esnada Nasır Süveyş Kanalı’nı millileştirerek hem gerekli olan parayı bulacağını hem de ülkesini emperyalist güçlerden tamamen temizleyeceğini düşünerek Süveyş Kanalı’nı millileştirdiğini ilan etti. 29 Ekim 1956’da ise İngiltere, Fransa ve İsrail birlikleri hem kanalı ele geçirmek hem de Nasır’ı devirmek için Mısır’a ortak bir saldırı başlattı. Fakat bu askeri harekât hem Ortadoğu’daki müttefikini kaybetmek istemeyen SSCB hem de bu saldırının bölgedeki halkları Batı Bloğu’ndan uzaklaştıracağı endişesini taşıyan ABD tarafından tepkiyle karşılandı. Nitekim SSCB’nin Londra’ya nükleer füze tehdidinde bulunması ve ABD’nin de baskı yapması sonuç verdi ve her üç ülke de geri çekilmek zorunda kaldı. Mısır ordusu askeri anlamda her ne kadar mağlup olsa da bu geri çekilmeden ötürü Nasır Arap dünyasının en popüler lideri ve Arap milliyetçiliğinin sarsılmaz lideri olarak konumunu sağlamlaştırdı.

Time Dergisi Kapağı, 29 Mart 1963
Fotoğraf: Time Magazine Archive

1958 yılında ise Arap milliyetçiliği zirve dönemini yaşamaktaydı. Mısır ve Suriye tarafından kurulan Birleşik Arap Cumhuriyeti(BAC) Pan-Arabizm ideolojisinin ilk basamağı olarak görülmekteydi. Yine 1958 yılında Irak’ta gerçekleştirilen darbeyle Kral II. Faysal, Başbakan Nuri El-Said ve veliaht Abdullah öldürüldü. Irak hükümeti ise Bağdat Paktı’ndan çekilme kararı aldı ve darbenin mimarlarından olan Abdulselam Arif Şam’da Nasır’ı ziyaret ederek Irak’ın da Birleşik Arap Cumhuriyeti’ne dâhil olacağını ilan etti. Bu olaylar neticesinde Nasır en ihtişamlı günlerini yaşamaktaydı. Fakat işler umulduğu gibi gitmedi; Irak darbesinin bir diğer mimarı olan ve cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturan Abdülkerim Kasım Birleşik Arap Cumhuriyeti’ne katılmayarak Nasır’la karşı karşıya geldi ve iki lider arasında söz düelloları başladı. Mısır’ın endişelerine rağmen Suriye’nin ısrarı üzerine kurulan BAC ise yine Suriye’nin ayrılmasıyla 1961 yılında dağıldı Böylece hem Pan-Arabizm hem de lideri Nasır ilk darbelerini yemiş oldu. Yemen İç Savaşı’na cumhuriyet yanlılarının tarafında dâhil olan Nasır bölgeye yetmiş bin civarı asker göndererek Yemen İmamı’nı destekleyen Suudi Arabistan’la mücadeleye girişti. Babülmendep Boğazı’ndaki bu mücadele ise ABD nezdindeki Nasır tehlikesinin iyice perçinlenmesine yol açtı.

Fakat hem Cemal Abdünnasır’ı hem de Pan-Arabizm ideolojisini etkisiz hale getiren olay şüphesiz Altı Gün Savaşı oldu. 5 Haziran 1967’de başlayan ve altı gün içerisinde Mısır ve diğer Arap ülkelerinin İsrail’e karşı ağır bir yenilgi almasıyla sonuçlanan bu savaştan dolayı Cemal Abdünnasır istifasını vermek zorunda kaldı. Fakat yapılan gösteriler sebebiyle yeniden cumhurbaşkanı koltuğuna oturan Nasır eskisi gibi bütün Arap coğrafyasında adı geçen biri değildi. Nitekim savaş esnasında uğradığı zararlardan dolayı yıllarca gerici diye saldırdığı Körfez liderleriyle yakın ilişkiler kurmak zorunda kaldı ve aldığı maddi destekler sayesinde yaralarını sarmaya çalıştı.

28 Eylül 1970 yılında kalp krizi sonucu hayatını kaybeden Cemal Abdünnasır Arap dünyasına hem ümidi hem de umutsuzluğu tattıran lider olarak hafızalara kazındı.

Cemal Abdünnasır’ın bayrakla kaplanmış tabutu kalabalığın içinde taşınırken, 1970.
Fotoğraf: TopsImages